Yorulmak ne benim haddime ne de sizin.
Can dostlarımla uzun zamandır güttüğüm bir fikir bu. Bizim yorulmaya hakkımız yok. Bizim uyumaya, dinlenmeye, beklemeye hiç mi hiç hakkımız yok. Daha 20 yaşındayım. Vücudumun ve zihnimin en açık, en zinde olduğu dönemler. Daha az uyumalı, daha çok çalışmalıyım. Yalnızca ders, mühendislik konularında da değil. Kendimi her alanda geliştirmeliyim. Spor yapmalı vücudumu dinç tutmalıyım. Ne kadar kişisel gelişim kitaplarının safsatadan ibaret olduğunu düşünsem de aralarında faydalı olabilecek istisnaları okumalıyım. DAHA ÇOK KİTAP OKUMALIYIM. Yeni insanlarla daha çok tanışmalıyım.
Kısacası beni ileri atacak her konuda daha çok mesai harcamalıyım.
Bazen gaflete düşüyorum. Yorulduğumu hissedip bırakmayı düşünüyorum. Bir toplumda çevremdeki sohbetleri duyunca insanların ne kadar cahil olduğunu görüp korkuyorum. Kaçıp gitmek istiyorum. Sonra yıllar önce benim bu duygulara kapılacağımı öngörmüş bir adamın sözü karşıma çıkıyor.
“Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
Yeniden güç buluyorum.
Beni bu yolda yalnız bırakmayan dostlarıma sonsuz teşekkürler.
Bir Dost için bir cevap yazın Cevabı iptal et